Yeni üyelik     Şifremi unuttum  
     
 
 
    Halep - Gün 1
Eylül 2009, Suriye - Halep - Halep
    Bu gezi notu, 19.06.2010 tarihinde yazılmış, 2 gezgin tarafından görüntülenmiş ve 0 oyla 0 puan almıştır.
   
  Tavsiyeler

 

» Kaleye gidin

» En büyük attraksiyonlardan biri çarşılarda dolaşmak.

» Vaktiniz varsa "ölü kentler" e gitmeye bakın.

 
       
   
 
Boreas   560 puanla 28. sırada
3 gezi notu, 20 fotoğraf ve 22 yorum ekledi.
       
 
  Gezi öyküsü
             
   

Nihayet Antakya garajında iniyoruz. 8:30 servisi kaçmış. Saat 9 ‘a gelmekte. 9 :30 ‘da bir servis daha var. Bu arada gardan Ürdüne dek gidebileceğimizi de öğreniyoruz.

Neyseki Halep servisi daha kalkmamış. Aradığımda bekletiyoruz dedikleri aracın kalkacağıda yok gibi. Bu arada Halep biletini de ödüyoruz. (10 TL/ adambaşı ).

Araçta altı kişiyiz. Biri kız iki Yeni Zellandalı,bir Lübnanlı kadın,bir Suriyeli adam ve biz.

Araç harekete geçiyor. Civarda değişik yerleşimler var. Burada da çok sayıda tümülüs benzeri yükselti ovalarda pıtrak gibi bitivermiş.

Türk sınırından çıkış yapılacak önce. Burada herşey oldukça kolay ve çabuk bitiyor. Aracımızla tampon bölgede ilerliyoruz. Bir virajı dönüyoruz ve karşımıza üç katlı, yarı yıkık, kesme taştan bir yapı duvarı var. Belki de civardaki yediyüze yakın ölü şehirden biri bu. Nelerle karşılaşacağımızın olumlu bir örneği olmalı diyoruz.

Tarihi dolu dolu yaşamış şehir o çok el değiştirmiş ki bu genetik olarakta halkının inanılmaz bir çeşitliliğe sahip olmasını sağlamış.

Halep şehrinin isminin kökeni için türlü söylenti mevcut. Amorit dilinde bakır yada demir anlamına gelirken, Aramice de beyaz demek. Bu da şehir civarında elde edilen mermer ve taşlardan kaynaklanıyor deniyor. Bir başka rivayet Hz. İbrahim ‘in yöreden geçen yolculara süt verdiği için süt sağmak fiilinden geldiği yönünde. Evliya Çelebi de seyahatnamesinde ( ki ilk seyahatini bu yöreye yapmıştır ) bu rivayetten bahseder.

Tarihi de adı gibi renklidir ama bu renkler arasında coğrafyanın vaz geçilmez rengi olan kan rengide sıklıkla karşımıza çıkar. Ortadoğuda akla gelen her millet mutlaka şehri bir süre yönetir. Persler, Yunanlılar, Makedonlar, Romalılar,Bizanslılar. 637 ‘de Halid bin Velid şehri islam ordularının başında fetheder. Kısa bir dönem için Bizans şehri geri alırsada bu pek uzun sürmez. Binli yıllarla beraber ortadoğuda yeni bir ulus daha at koşturmaya başlar. Selçuklu Türkleri artık buradadır ve başta Bizans herkesle savaş halindedir. Yeni bir aktör uzaklardan bölgeye dahil olur. Haçlılar şehri iki kez kuşatırlarsada başarılı olamazlar.

1138 ‘de rivayetlere göre 230,000 kişinin öldüğü bir deprem olur. Şehrin kültürel harcı iyidir ve tekrar ayağa kalkar. Zengi hanedanından şehri Selahaddin Eyyübi devralır. Bu kez çok daha hızlı ve acımasız bir dönem başlar. Moğollar ilkin 1260 ‘ta şehri kuşatır. Altı günde surları yerle bir ederler. Şehrin valisi Turanşah (bir memluk ve elbetteki bir Türk ) direnir. İç kale dört hafta daha dayanırsa da Moğollar buraya da girerler. Müslümanların neredeyse hepsi katledilir, hristiyanların canı bağışlanır. Alışılmadık şekilde Turanşah Moğollardan saygı görür ve ailesiyle şehri terk etmesine izin verilir.

Artık dönem Türklerin tarihidir. Memluklerden Baybars Moğol ordusunu yener şehri geri alır. Moğollar tekrar gelir katliam yapıp dönerler. 1280 de onbin kişi ile şehri kuşatır ve Türkmenlerden oluşan garnizonu yenip kenti ele geçirirler. 1400 ‘de  Timur vardır atının üstünde. Şehirden ayrılırken geride 20,000 kişinin kellerinden oluşan bir piramit bırakmıştır.

1516 ‘da ise Memluklerden Osmanlılara geçer şehir. Topu topu 50,000 kişinin yaşadığı bir küçük şehirdir. Osmanlı zamanında tekrar gelişir,serpilir ve Osmanlının en büyük kentleri arasında yer alır. 1.Dünya savaşı sırasında kaybedilen toprakların arasındadır Halep. Mustafa Kemal şehrin son Türk subayıdır.

Gelelim günümüze...

Halep araçları Bab el Farajda, arkeoloji müzesinin çaprazındaki köşeye park etmekte. Burası şehrin önemli noktalarından ve heryere yakın. Burada bulunan turizm bürosundan Türkçe kaynak ve haritada (sadece Halep vardı ben sorduğumda) temin etmeniz mümkün. Görevliler yardımsever.

Siz siz olun ve bizim gibi yapmayın ve sınırı yanınızda bir miktar Suriye Paundu ile geçin. En kötü durumda dahi sınırda 100 usd bozdurun. Ülkede sabit kur uygulanmakta. 2009 kuruna göre 1 usd 46,7 Suriye Paund ‘una karşılık gelmekte. Ellilik ve yüzlük kupürler fazla el değiştirmekten acınacak durumdalar.

Araçtan indik. Halep ‘e ayak bastık. Şoförlerden de Yeni Zellandalılardan da burada ayrılıyoruz. Onlar Lonely Planet ’ten seçtikleri Tourist Hotele gidecekler biz ise Virtual Tourist ‘ten seçtiğimiz Spring Flower Hotel ‘e.

Oteli bulmamıza yarayacak kerteriz noktası Baron otel. Atatürk, Agatha Christie gibi pek çok ünlü şahsiyet bu otelde konaklamış. Tabii bu otel ailecek gelinirse kalınacak tarzda bir mekan. Backpacker için biraz ağır kaçmakta. Neyse Baron Hotel ‘i geçer geçmez ilk sola dönüp sağdaki ikinci sokağa girmemiz gerekecek. Ama öncelikle Baron Hotel bulunmalı. Caddenin üzerinde. Zaten caddede otele doğru yürürken THY bürosu görüyoruz ki bu kendimizi güvende hissetmemize yetiyor.

Baron Hotel ‘i görüp girmemiz gereken sokağa dalıyoruz. Aksaray ‘ın arka taraflarındaki oto tamircilerinin olduğu bölgeleri andıran bir yer burası. Backpacker otelleri burada. Arkamızda bıraktığımız Baron Otel ‘de kendi görkemli yıllarını epeyce geride bırakmış gibi.

Sokaktayız ama cebimizde tek bir metelik dahi yok Suriye parası olarak. Varlık içinde yokluk çekiyoruz tam anlamıyla.


Kule Abdülhamit döneminde hemen hemen tüm Osmanlı şehirlerinde inşa edilen kulelerden biri. Dört yüzünde de saat olan, kesme taştan yapılmış kule renk itibariyle şehir ile tam anlamıyla bir uyum sağlamış. Şehrin ana merkezlerinden birisi burası.

Kaleye gidiyoruz ama beş dakika kadar önce saat 15:00 ‘te kapanmış. Turizm bürosundaki kadın 17 ’ye dek açık demişti halbuki.  Bende kış sezonunda 15, yaz sezonunda ise 17 ‘de kapanıyor diye biliyordum ve rehber kitaplara göre halen yaz sezonundaydık. (Yanlışmış, çoktan kış sezonuna geçmişiz) Bu inanılmaz büyüklükteki yapıyı mecburen yarın sabahtan gezeceğiz. Ama dediğim gibi devasa boyutları, bir zamanlar içinde timsahların yüzdüğü söylenen kurumuş hendeği ve etrafını saran kafe ve çarşıları ile görülmeğe değer bir mekan.

Yapacak birşey yok. Halep ‘in çarşılarını (suk) dolanacağız artık. Rivayete göre şehrin kapalıçarşılarının uzunluğu onüç ila onaltı km arasında değişmekteymiş.

İlkin kalenin girişinde yer alan Adliye sarayına uğruyoruz. Sıkı bir restorasyon koşturmacası var. Görevliler bahçeye davet ediyorlar gezmemiz için ve fotoğraf çekmemize aldırış etmiyorlar. Onun  yanında, kalenin girişinin tam karşısında, palmiyelerin ardında giriş kapısının üzerindeki tek minaresiyle Sultaniye Medresesi görülebilir. 1223 yılında tahminen Eyyübilerin  Halep valisi için yapılan binanın iç mekanında pek birşey yok. Girişin sağ çaprazındaki camide de restorasyon yapılmakta.  Bunun içinde fotoğraf çektirmiyorlar. Fakat yapının fotoğrafını çekmemizi engelleyen adamlar kendi fotoğraflarını çektirmek için yırtınıyorlar. Çekilen fotoğrafa da pek bakanını da görmedik. Çekerken hızlıca, tarzanca ağırlıklı olarak konuşuyoruz. Türk olduğumuzu söyleyince akşam gelin fotoğraf çekmeye diyorlar. Ülkede büyük ölçekli bir restorasyon söz konusu bunu da unutmadan ekleyelim.

Halepte aslında tam anlamıyla bir ortaçağ şehrinde geziyorsunuz. Surlarla çevrili eski şehir kısmı dış dünyaya çeşitli kapılarla bağlanıyor. Her bir kapının ayrı bir adı ayrı hikayeleri var. Tıpkı İstanbuldaki gibi yolunun gittiği yerin adıyla anılan kapılar gibi (Antakya kapısı gibi) adını olaylardan alan ( toma kapısı, Timur ‘un önüne kellelerden piramit yaptığı kapı) kapılar şehri dünyaya bağlıyor.

Neyse kapalıçarşılara dönelim. Pek bir düzen söz konusu değil. Kimi kısımlar gerçekten kapalı olarak inşa edilmiş. Genelde 1550 ve 1700 ‘lü yıllar arasında yapılan bu kısımlar tonozlu tavanları ile kendini göstermekte. Kapalı mekanlarda halı,süs eşyası ve kuyum tarzı pahalı mallar satılmakta. Ama geri kalan çarşıda yani dar sokakların bir şekilde üstünün kapatılmasıyla oluşturulan kısımlarda meyve-sebzeden tutun ete kadar herşeyi bulabilmek mümkün. Çarşıda dolaşırken Türkçenin de Arapça kadar yaygın olduğunu en azından sizinle Türkçe konuşurken insanların pekte zorlanmadığı dikkatinizi çekecektir. Türk olduğunuz anlaşıldığı anda eğer zorda kaldığınızı düşünürlerse insanlar yardımınıza gelmekte. Özellikle İstanbul buralarda bir ütopya adeta.

Sokaklarda dolaşırken 1425 yapımı minaresi sekizyüzlü Al Saffahiyah Camii gibi geniş şerefeli minareleri, zarif taş işlemeli olan binaları aşarken Al Shibani okuluna da uğrayabilirsiniz. Şimdilerde şehir tarihi müzesi gibi bir amaçla kullanılan yapı 19. yy da Fransiskenler için yapılmış. Zamanla şehrin seçkin okullarından birisi haline gelmiş. Denk gelirseniz içeri girip en üstteki katın balkonuna çıkabilir ve etrafı seyredebilirsiniz. Buradan çok birşey görülmese de değişik bir açı. En azından bahçesinde soluklanırsınız.

Hemen yakınında güzel bir cami daha doğrusu bir medrese var. Vakti zamanında pagan tapınağından bozularak Konstantin zamanında annesi adına katedral olarak inşa edilmiş.Sonrasında şehre saldıran haçlı birliklerinin çevre köylere verdiği zararlar bahane edilerek camiye çevrilen yapıya Zengiler döneminde medrese vb gibi kısımlar eklenmiş. Sağında solunda ben Roma dönemindenim,  beni Bizanslılar yaptı diyen parçalar görülmekte.

Çarşıya girdik sonrasında yukarılara uzanan bir yola girelim dedik. İyi ki girmişiz. Birden kendimizi Antakya kapısı yakınlarında surların üzerindeki bir sokakta sağa sola koşturup oynayan çocukların arasında buluverdik. Koşup oynayan çocuklara bakarken araplar esmer olur düşünceminde yanlış olduğunu anlıyorum. Aleni sarışın, renkli gözlü çocuklar var burada. Yukarıdan yeni şehre bakıyoruz. İlerilerde bir yerlerde büyükçe bir cami  yer almakta. Tüm yeni şehirler gibi bakılacak pek birşeyi yok gibi.

Burada ilk göze çarpan yer Al Qiqan camii. Türkçesi ile Karga Camii. Tarihçesi için birşey bulamadım. Burada girdiğimiz hemen hemen her camide devşirme parçalar gördük. Sütun başlarında,kirişlerde şehrin geçmişi kendini şöyle bir gösterdi bize. Ama burada tüm duvarlarda devşirme parçalar yer almakta. Kapı girişinin iki yanında da siyaha boyanmış kaba görünümlü iki bazalt sütun var. O kadar eskiler ki ya Romalıların şehre ilk geldiklerinde yapılmışlardı yada Romalılar şehre geldiklerinde de bir yerlerdeydi.Hititlere dahi ait olabilecekleri öne sürülmekte. Ama en ilginç detay duvarda yer alan silinmeye yüz tutmuş rölyef. Neyi anlatır bilinmez ama salt bunu görmek bile mutluluk verici.

Buradan sola sapıldığında güzel taş işçiliği olan dar sokaklara giriliyor. Öyleki bir araba girdiğinde duvarla bir oluyoruz. Bunu yapmaya mecburuz. Öyleki buranın şoförleri gayet umursamaz bir şekilde araç kullanmakta. Bir köşeyi dönerken duvara mı çarptı, zararı yok. Geri geri giderken arkada duran araca mı vurdu, hasar yok gibi, Kornaya basıp bir iki kere bağırıyorlar o kadar.

Vezirhanı, sabun hanı, gümrük hanı gezip göreceğiniz pek çok handan başta gelenleri. Hanlar,çarşılar,camiler derken Emevi Camiine gelmişiz bile.

Emevi Camii şehrin en önemli İslami yapısı.Çok eski dönemlerde şehrin agorası olan bu araziye 150 * 100 m gibi akıl almaz boyutlardaki caminin  ilkin adından da anlaşılacağı üzere Emevilerin zamanında 715 yılında 1.Velid zamanında inşasına başlansa da Süleyman zamanında genel anlamda nihai halini alıyor. 1090-1092 yılları arasında Selçuklu sultanı Tutuş günümüzde de gördüğünüz dört yüzünün dördü de birbirinden farklı olan minareyi diktiriyor. Sanırım bu noktadan itibaren neden bu topraklarda bin yıldır varız dediğim anlaşılacaktır. Depremler ve 1260 Moğol istilası camiye epey zarar veriyor. Cami de Zekeriya peygambere ait bir mezar var ama cami kapalı olduğundan girip göremedik. Ayrıca meşhur kör imamları da aynı nedenden ötürü dinleme imkanımız da olmadı.

Avlusuna doğru ilerledik.Aylardır yağmur yağmayan şehre tam da biz camiye girerken bir iki damla düşüverdi.

Caminin içerisine giremedik. Akşam ezanına dek caminin kapalı tutulacağını öğrenince beklemeye gerek yok deyip gitmeye karar veriyoruz. Minareye çıkmaya yeltensekte yetkili merciden yazı isteniyor. İki kuruş para verir minareye çıkarız düşüncemizde boşa çıkıyor.

 
             
             
 
  Değerlendirme
 
   
  Oylayın Ort. Puan
Tavsiye 0
Gezi öyküsü 0
Foto 0
Ortalama Puan 0
Lütfen puanlamayla birlikte kısa bir yorum yazınız.
Gönder
 
         
         
 
 

 
Tamzara Tur
Pusula Doğa Sporları
Marmara Sualtı Merkezi
Gezgin Outdoor
Surf Türkiye
Kayak Türkiye
 
© 2008 SenDeGit
Sitedeki tüm yazı ve fotoğraflar SenDeGit.com’a aittir.
kullanma kılavuzu | üyelik sözleşmesi | gizlilik ilkeleri | yöneticiye mesaj