|
2009 Mayıs ayında hem iş hem gezme amacıyla eşimle birlikte İstanbul'dan yola çıktık. Kendi aracımızla gittiğimiz için yolculuğumuz son derece zevkli geçti. Hoşumuza giden her yerde durduk, canımızın istediği herşeyi yaptık, merak ettiğimiz ve yolumuzun üstünde olan her yeri gördük. (Bunları diğer gezi notlarımda anlatacağım şimdi Adana zamanı)
Adana'ya ilk giriş yaptığımızda son derece gelişmiş ve büyük bir şehirle karşılaştım. Biraz da üzüldüm açıkçası, İstanbul'un hengamesinden sonra yine aynı tarz bir yere geldiğimi düşünerek... Ancak hiç de öyle olmadı.
Bir kere şunu söylemek isterim ki Adana insanları son derece misafirperver ve cana yakınlar. Arkadaşımız bizi karşıladıktan hemen sonra Menderes gölü kenarındaki onlarca restauranttan biri olan hasankolcuoğlu restauranta götürdü. Önümüze koyulan lezzetlerin tadını unutamıyorum:) Yöresel lezzetlerden bir çok meze, tabii ki Adana'nın vazgeçilmezi olan Adana Kebabı eşliğinde uzun bir yemek faslı oldu. Geceyi Zaimoğlu Otel'de geçirdik, son derece konforlu ve iyi bir oteldi ancak kahvaltı olarak çok zayıf olduklarını söyleyebilirim.
Ertesi gün önce işlerimizi yapmaya sonra gezmeye karar vermiştik. Arkadaşımız bizi gelip aldı ve Yüreğir'de bulunan Yakapınar köyüne gittik. Yol boyunca tarlalar, çeşitli şeyler üreten fabrikalar vardı. Şunu da söylemek gerek ki sanayii konusunda son derece gelişmiş bir şehir Adana...
Sonunda köye varmıştık. Çok şirin bir yerdi gittiğimiz yer, herkesin bahçe içinde evleri vardı ama öyle bildiğimiz köylerden biraz daha farklı, daha gelişmiş daha düzenli tertipli... Kasaba gibi diyelim... Konuk olduğumuz insanlar daha önce de bahsettiğim gibi o kadar misafirperverdiler ki ikramlardan dolayı akşam mide fesatı geçirmek üzereydik:)
Ünal Pastanesindeki Ganime Teyzeciğimizin yaptığı Künefe hayatımda yediğim en lezzetli künefeydi ve tüm Adana'dan hatta Hatay'dan bile sırf bu künefeyi yemek için gelenler oluyormuş. Eğer Adana'ya yolunuz düşerse ve künefeyi seviyorsanız Yakapınar köyündeki Ünal Pastanesine mutlaka uğramalısınız.
Sonra yine Yakapınar yakınlarında bulunan Yılanlı Kale'ye gittik. O kadar yüksekteydi ki ama bir yılan gibi kıvrılarak akan ceyhan nehri ve bu nehrin can verdiği uçsuz bucaksız tarlalar tek kelimeyle muhteşemdi.(resim ekliyorum) En tepesine tırmanmayı hedeflemiş olsam da hem zamansızlık hem de ayakkabı problemi nedeniyle bunu başaramadım.
Ceyhan ve Seyhan nehirlerinin coşkusu ise anlatılmaz yaşanır cinsinden. Lokman Hekim hikayesini bilir misiniz bilmem, ben de tam bilmiyordum ama öğrendim. Lokman Hekim'in ölümsüzlük ilacını bulup da sonra onu ceyhan nehrine düşürdüğü köprüden geçerken onun dizlerinin izinin bulunduğunu söyledikleri yeri gördüm. Suyun çağlaması, köy meydanı, herşey çok etkileyiciydi...
Köyden ayrılırken konuk olduğumuz ev halkının hazırladığı erzaklar, ev yapımı kahve, lokum ve tabii ki şalgamları arabamıza yükledikten sonra en kısa zamanda bir kez daha geleceğimize ve bu kez otel yerine onların evlerine konuk olacağımıza dair sözler vererek ayrıldık. O kadar kısa sürede birbirimize ısınmıştık ki çok yakın birinden ayrılırmış gibi hüzünlenmiştik.
Adana'dan çıkarken aslında çok az yer görmüş olduğumuzu ve gezmeye yeterince zaman ayıramadığımızı düşünerek en kısa zamanda tekrar gelmeye karar vermiştik. Dönüş yolunda Pozantı'da bulunan Şeker Pınarı'na uğradık. Hayatımdaki en lezzetli eti orada yedim diyebilirim. Hayat kaynak suyunun çıkış noktasında muhteşem bir tesis yapmışlar. Mutlaka uğramanızı tavsiye diyorum.
Kısa bir not daha; Adana tekstil açısından da son derece uygun bir şehir, sanırım pamuk ve iplik fabrikaları sayesinde kumaş üretmi ve dolayısıyla da tekstil üretimiyle son derece uygun giyim imkanı bulabiliyorsunuz. Biz bir çok kılık kıyafet aldık diyebilirim. Fiyatlar İstanbul'un neredeyse yarısı kadardı...
Sözlerin bittiği yerde sanırım resimler çok daha iyi anlatır Adana'nın güzelliklerini...
Sevgilerimle
Sarıkanarya
|